Sözlük

Her geçen gün büyüyen ve güncellenen TDE sözlüğü...

92406 kayıt bulundu.

Sırala
bakan göze bağ olmaz
Anlamı:

1. `göz önünde olan her şeye herkes bakabilir` anlamında kullanılan bir söz


bakan yemez, kapan yer
Anlamı:

1. `bir şey yalnızca bakmakla elde edilemez, onu ele geçirmek için davranmak gerekir` anlamında kullanılan bir söz


bakanak
Anlamı:

1. isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , isim , isim , halk ağzında , halk ağzında , Geviş getiren hayvanların ayaklarının arkasındaki körelmiş tırnak, kemik çıkıntısı


Bakanlar Kurulu
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Devletin görevlerini yerine getirmesini sağlayan, başbakan ve bakanlardan oluşan yetkili organ, hükûmet, kabine


Özel: Evet

bakanlık

İlgili Kelimeler:

başbakanlık

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bakan olma durumu, vekillik, nezaret, vekâlet, nazırlık

2. Bakanın yönetimi altındaki kuruluşların bütünü, nezaret, vekâlet, nazırlık

3. Bu kuruluşların bulunduğu yer


bakar kör
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Gözleri sağlam göründüğü hâlde göremeyen

2. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Çok dikkatsiz (kimse)


bakar körlük
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bakar kör olma durumu

Örnek:

1. Biz de pasoyu alınca bu bakar körlüğe düştük doğrusu.

1. Biz de pasoyu alınca bu bakar körlüğe düştük doğrusu.


bakar mısınız?
Anlamı:

1. tanımadığı bir kimseye kendisiyle ilgilenmesi için söylenen bir söz


bakara
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , İskambil kâğıdı ile oynanan bir kumar

Örnek:

1. Geçenlerde bir iş adamı bakarada yüz bin liraya yakın para kaybetti.

1. Geçenlerde bir iş adamı bakarada yüz bin liraya yakın para kaybetti.


Lisan : Fransızca baccara

Telaffuz : baka'ra

bakarak
Anlamı:

1. zarf , zarf , zarf , zarf , Göre

Örnek:

1. Sen onlara bakarak daha anlayışlısın.

1. Sen onlara bakarak daha anlayışlısın.


bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur
Anlamı:

1. `bakılıp onarılan şeylerden yararlanılır, bakımsız bırakılanlardan bir yarar elde edilemez` anlamında kullanılan bir söz


bakarsın
Anlamı:

1. `belli olmaz` anlamında kullanılan bir söz


bakaya
Anlamı:

1. isim , isim , askerlik , askerlik , isim , isim , askerlik , askerlik , Askerlik çağına girenlerden son yoklamalarını yaptırarak askerlik kararı aldırdıkları hâlde çağrıldıklarında gelmeyen veya gelip de kıtalarına gitmeden toplandıkları yerlerden ayrılanlar

2. ekonomi , ekonomi , ekonomi , ekonomi , Ait olduğu yıl içinde toplanamayıp ertesi yıla kalan vergiler

3. eskimiş , eskimiş , eskimiş , eskimiş , Kalıntılar


Lisan : Arapça baḳāyā

Telaffuz : baka:ya:

bakayazma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bakayazmak işi


bakayazmak fiil
Anlamı:

1. -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , Bakacak gibi olmak


Telaffuz : baka'yazmak

baki
Anlamı:

1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Sürekli

Örnek:

1. Dünyada zaten ne bakiydi?

1. Dünyada zaten ne bakiydi?

2. Bir şeyden artan (miktar)

3. Öteki

Örnek:

1. Kale kapısından yalnız birini açık bırakarak bakilerini örmeye başlamışlardı.

1. Kale kapısından yalnız birini açık bırakarak bakilerini örmeye başlamışlardı.


Lisan : Arapça bāḳī

Telaffuz : ba:ki:

bakı
Anlamı:

1. isim , isim , coğrafya , coğrafya , isim , isim , coğrafya , coğrafya , Özellikle dağlık yörelerde bir yamacın güneş ışınlarına, güneye veya kuzeye karşı konumunu belirleyen, bunun sonucu olarak da doğal şartlarını tespit eden durumu

Örnek:

1. Bu dağın bakısı güneye doğrudur.

1. Bu dağın bakısı güneye doğrudur.

2. Denetleme

3. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , Fal


baki kalmak
Anlamı:

1. sürekli, kalımlı olmak

Örnek:

1. Baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş.

1. Baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş.

2. bir şeyden artmak


bakıcı

İlgili Kelimeler:

hasta bakıcı, at bakıcısı, çocuk bakıcısı

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bakma işiyle görevlendirilen kimse

Örnek:

1. Ustanın anası yatalak oldu, yanına başka bir bakıcı kocakarı tuttum.

1. Ustanın anası yatalak oldu, yanına başka bir bakıcı kocakarı tuttum.

2. Genellikle çocuk, yaşlı ve hastalara bakma işiyle görevli kimse

3. Yeme içme, barınma ve eğitim karşılığında bakıcılık görevi yapan kimse

4. Bir şeyi satın almayı düşünmeden yalnızca bakarak ilgilenen kimse

Örnek:

1. Anlaşılıyor, alıcı değil, bakıcısın. Alıcı suratı yok sende pek.

1. Anlaşılıyor, alıcı değil, bakıcısın. Alıcı suratı yok sende pek.

5. Yabancı ülkede bir aile yanında kalarak eğitimini sürdüren ve aynı zamanda o evin çocuklarına bakan kimse

6. Falcı

Örnek:

1. Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz.

1. Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz.


bakıcılık

İlgili Kelimeler:

hasta bakıcılık, at bakıcılığı, çocuk bakıcılığı

Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bakıcının yaptığı iş, falcılık

Örnek:

1. Bu bakıcılık sanatı boyacı küpü değildir ki kızım, daldırayım da istediğin boyda sana iş çıkarayım.

1. Bu bakıcılık sanatı boyacı küpü değildir ki kızım, daldırayım da istediğin boyda sana iş çıkarayım.

2. Bakıcı olma durumu


bakılabilme
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bakılabilmek işi


bakılabilmek fiil
Anlamı:

1. -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , Bakılma ihtimali veya imkânı bulunmak


bakilik
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Baki olma durumu


bakılış
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bakılma işi


bakılma
Anlamı:

1. isim , isim , isim , isim , Bakılmak işi

Örnek:

1. Bayram nasılsa koymuştu oğlunu bir başka kadının evine, bakılması için.

1. Bayram nasılsa koymuştu oğlunu bir başka kadının evine, bakılması için.